SA’DÎ-Yİ ŞÎRÂZÎ'DEN BİR GAZEL

30 KASIM 2016

Sen hangi kapıdan gelirsen gel, güzelsin ve çekicisin!
Rahmetten bir kapı olsun açsan halkın yüzüne.

Kınayanlar çaresiz; elleri mi, turunç mu fark etmezler,
Yusuf gibi perdeyi yüzünden kaldırdığın yerde.

Güzelleri bin bir türlü süslerle bezeyip hazırlarlar.
Gümüş tenli, sen süsleri bile süsleyecek kadar güzelsin!

Bülbül gülü gördüğünde, dili açılır ve konuşmaya başlar.
Senin yüzünü görünce şaşkınlıktan tutulur dilim benim.

Sen bu güzellikle gizleyemezsin yüzünü halktan.
Güneşin camdan, hurilerin elbiseden aksettiği gibi şeffafsın.

Canan, sen yüce makamlardasın, düşünmezsin düşkünleri.
Bağışlamazsın uyanıkları, gözlerin mahmur senin,

Varsayalım ki, özgür bir servisin; berrak sudan doğmadın ki;
Bizden olduğunu bildiğinde bize yabancı gibi davranma.

Dua etmesen de söverek değer ver bana;
O dudaktan dökülen her buyruk tatlıdır acı da olsa.

Susuzluktan sandım ki ben, bel hizasında suyu denizin,
Sona vardığımda şimdi anladım ki bir denizsin.

İstersen bana değer verme, beni terk et sen.
Sinek tatlıcı dükkanından başka bir yere gitmez.

Bu tatlılıkta konuşmakla kıyamet koparıyorsun Sa‘dî;
Tutinin senin söz söylediğin zamanda konuşması mümkün mü?

Çeviri: Prof. Dr. Nimet YILDIRIM