Akademik Tarihler

  • 2016 2006

    Profesör

    Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

  • 2006 2000

    Doçent

    Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

  • 2000 1997

    Yardımcı Doçent

    Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

  • 1996 1992

    Doktora

    Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

  • 1992 1990

    Araştırma Görevlisi

    Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

Diğer Görevler

  • 1988 1990

    Uzman

    Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi Genel Müdürlüğü

Yeni Yayımlanan Kitapları

  • İran Kültürü
    İran Kültürü
    image
    İran peygamberi Zerdüşt ve öğretisi ve Onun kutsal kitabı Avesta; Fars mitolojisi, kutsalları, imgeleri ve törenleri; eski İran'da dinler ve dinsel inanışlar; İran dilleri ve Farsçanın gramerinin tarihi seyri; öğüt edebiyatı; hapis şiirleri; Fars edebiyatında tasavvuf konulu kahramanlık anlatıları; İslâm sonrası dönemde Fars dili ve edebiyatının önde gelen klasik çağ şairleri, yazarları ve edebî ürünleri; Fars edebiyatı tarihinde çocuk edebiyatı… Araştırmalarıyla ulusal ve uluslararası tanınırlığa sahip Prof. Dr. Nimet Yıldırım, bu eserinde İran Kültürü'nün sözlü ve yazılı kaynakları üzerine değerlendirmelerini bir arada sunuyor. Yıldırım, analizlerini sadece klasik tarihsel figürlerle sınırlandırmıyor, aynı zamanda modern çağın ünlü söz ustalarına ve yeni Fars şiirinin kurucularına kadar genişletiyor.
  • Şâhname II
    Şâhname II
    image
    "Ben öyle yüce bir şiir sarayı yükselttim ki; yelden de yağmurdan da zarar görmeyecek. Artık ölmeyeceğim; hep diri kalacağım ben; çünkü sözün tohumunu attım bu toprağa ben." Şahnâme, doğuya ışık tutan kitap… Gerçekten kitapların şahı… Büyük söz ustası İran ulusal şairi Firdevsi'nin şaheseri…Tam metin halindeki ikinci cildi şimdi güzel Türkçemizde… Orijinal dili Farsça dışında ilk kez Prof. Nimet Yıldırım tarafından diğer on üç ünlü baskısıyla karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen çeviri eser okurlarımızla buluşuyor...
  • Hükümdarlara Öğütler
    Hükümdarlara Öğütler - Nasihatü'l - Mülük
    image
    Sa'dî-yi Şirazî: Şirazlı Sa'dî, Fars edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri ve bir ahlak öğretmenidir. Fars edebiyatının parlak yıldızlarından biri olan Sa'dî kaleme almış olduğu özellikle Bostân ve Gülistân adlı eserleriyle sadece Farsça konuşup yazanları etkilememiş, dünyanın birçok bölgesinde elden ele dolaşan tercümeleriyle daha yoğun halk kitlelerine ulaşmış, fesahati, belagati, eserlerini kaleme alırken kullandığı dilin akıcılığı ve sadeliği ile şiirleri ve şiir gibi bir dille, secili nesirle kaleme almış olduğu tatlı cümleleriyle insanları âdeta büyülemiştir. Eserlerinde yer alan cümlelerin ve şiirlerin önemli bir bölümü halk arasında özlü sözler, atasözleri, ibretli cümleler olarak dilden dile dolaşmış, günümüzde bile bu etki olanca yoğunluğuyla devam etmektedir. Sa'dî'nin Nasîhatü'l-mülûk: Hükümdarlara Öğütler adlı elinizdeki bu eseri 151 bölümde alabildiğine etkili öğütlere yer vermektedir.
  • İran Mitolojisi
    İran Mitolojisi
    image
    niteliğine sahiptir. Eserde, değişik bakış açılarıyla mitolojinin genel tanımı, mitoloji türleri, kökeni, mitlerin yorumlanması, işlevleri, dünya görüşleri, mitolojinin kahramanlık anlatıları ve efsanelerle ilgisi, benzerlik ve farklılıkları gibi konulara yer veren giriş bölümünden sonra asıl konuya geçilir. İran ulusu konusu ele alınarak, İranlıların ataları Aryalara, dinsel inanışlarına, tanrılarına, geleneklerine, mitsel değerlerine ve İran ulusal tarihine yer verilir. Devamında da Eski İran'da dinler, Zerdüşt ve öğretisi, Zerdüşt inanışının temel öğeleri, Zerdüşt'ün kutsal kitabı Avesta, İran mitolojisinde dönüşüm evreleri, İran mitolojisinin kaynakları, İslam öncesi ve sonrası kahramanlık anlatıları, ulusal, dinsel, tarihsel kahramanlık anlatıları, İran mitolojisine yer veren tarih kaynakları, Zerdüşt mitolojisi; mitolojinin diğer dallarla ilgileri, İran mitolojisinin ana temaları ve bu konularla ilgili birçok ayrıntıyı ele almaktadır.
  • İskendername
    İskendername
    image
    İskender gerçekte tarihsel bir kişilik olmasına rağmen, hem daha hayattayken hem de ölümünden sonra onunla ilgili çok sayıda efsane ve mit oluşturulmuş, yarı efsanevi bir kişiye dönüştürülmüştür. Bütün bunların yanı sıra İskender'in hayatını ve savaşlarını konu alan İskendernâmelerin yazarları da sözkonusu efsanelere yenilerini ekleyerek ya da var olanları genişleterek mitleri de ekleyerek Makedonyalı genç hükümdarı mitolojik bir kişilik haline getirmişlerdir. Bazı bölümleri ya da tamamı Makedonyalı İskender ya da İskender-i Zülkarneyn ile ilgili olarak kaleme alınmış veya gerçek İskendernâmelerden esinlenilerek yazılmış manzum ya da mensur eserler, İskendernâme adıyla bilinir. Ancak genel anlamda İskendernâme türü

Yayımlanan Kitaplar

  • image

    İran Kültürü

    Zerdüşt’ten Firdevsi’ye Sadi’den Şamlu’ya İran’ın Sözlü ve Yazılı Kaynakları

    İran peygamberi Zerdüşt ve öğretisi ve Onun kutsal kitabı Avesta; Fars mitolojisi, kutsalları, imgeleri ve törenleri; eski İran'da dinler ve dinsel inanışlar; İran dilleri ve Farsçanın gramerinin tarihi seyri; öğüt edebiyatı; hapis şiirleri; Fars edebiyatında tasavvuf konulu kahramanlık anlatıları; İslâm sonrası dönemde Fars dili ve edebiyatının önde gelen klasik çağ şairleri, yazarları ve edebî ürünleri; Fars edebiyatı tarihinde çocuk edebiyatı… Araştırmalarıyla ulusal ve uluslararası tanınırlığa sahip Prof. Dr. Nimet Yıldırım, bu eserinde İran Kültürü'nün sözlü ve yazılı kaynakları üzerine değerlendirmelerini bir arada sunuyor. Yıldırım, analizlerini sadece klasik tarihsel figürlerle sınırlandırmıyor, aynı zamanda modern çağın ünlü söz ustalarına ve yeni Fars şiirinin kurucularına kadar genişletiyor.

  • image

    Şahname II

    "Ben öyle yüce bir şiir sarayı yükselttim ki; yelden de yağmurdan da zarar görmeyecek. Artık ölmeyeceğim; hep diri kalacağım ben; çünkü sözün tohumunu attım bu toprağa ben."

    "Ben öyle yüce bir şiir sarayı yükselttim ki; yelden de yağmurdan da zarar görmeyecek. Artık ölmeyeceğim; hep diri kalacağım ben; çünkü sözün tohumunu attım bu toprağa ben." Şahnâme, doğuya ışık tutan kitap… Gerçekten kitapların şahı… Büyük söz ustası İran ulusal şairi Firdevsi'nin şaheseri…Tam metin halindeki ikinci cildi şimdi güzel Türkçemizde… Orijinal dili Farsça dışında ilk kez Prof. Nimet Yıldırım tarafından diğer on üç ünlü baskısıyla karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen çeviri eser okurlarımızla buluşuyor..

  • image

    Farsça Dilbilgisi

    Farsça Dilbilgisi sizlere; Firdevsî, Sadî, Mevlana, Hafız, Şehriyar… ve daha nice büyük söz ustası bilge şair ve yazarın dilini, aşkın dilini öğrenmede katkı sunmayı umuyor...

    İslâm sonrası dönemde Farsça, Farsların yanısıra Türk hakanları, saray ve edebiyat çevrelerinin de yoğun çabalarıyla Arapça'dan alınan kelimelerle daha da zengin, oldukça gelişmiş bir edebiyat dili düzeyine yükseltildi; bu dilde zengin ve özgün bir edebiyat oluşturuldu. Bu edebiyat; köklü geleneklerinden, şiirin her türlü motif ve ilham konularına varıncaya kadar yerli yerine oturması, gelişmesi ve varlığını önemli ölçüde Türk hükümdar saraylarının himaye ve teşviklerine borçludur. Türk hanedan saraylarında edebî dil Farsça'ydı. Gazneliler, Selçuklular ve Harizmşahlar dönemlerinde saraylar ve çevreleri, Fars dili ve edebiyatı'nın bir atölyesiydi. Farklı uluslardan Farsça yazan şair ve yazarlar, bu saraylar çevresinde takdir ve himaye gördüler. Varlığını Arapça ve Farsça kelimelerin yoğun etkisinde sürdürmüş Divan Edebiyatı'mız da, bu dilin derin etkisinde kalmıştır. Anadolu topraklarında geçirdiği bu uzun süreçte Farsça, bilim ve edebiyat dünyasının hizmetine sunulması gereğine inandığımız yüz binlerce yazma eseri, oldukça yüklü kültür hazineleri olan kütüphanelerimize armağan etti. Aynı dönemlerde Farsça'dan dilimize çok sayıda kelime, tamlama ve deyim de girdi. Farsça Dilbilgisi, işte bu kültür ve edebiyat hazinelerindeki değerli eserler üzerinde çalışma yapacak elemanları yetiştiren üniversitelerimiz ile Fars dili ve edebiyatına ilgi duyan çevrelerin bu alandaki ihtiyaçları göz önünde bulundurularak kaleme alındı. Yoğun ilgi gördü. Önemli bir boşluğu doldurdu ve şimdi altıncı baskısıyla elinizde. Farsça Dilbilgisi sizlere; Firdevsî, Sadî, Mevlana, Hafız, Şehriyar… ve daha nice büyük söz ustası bilge şair ve yazarın dilini, aşkın dilini öğrenmede katkı sunmayı umuyor...

  • image

    İran Mitolojisi

    Kökeni, kaynakları, ana temaları, diğer dünya mitolojileriyle ilişkileri ve daha birçok özellikleriyle İran mitolojisini konu alan bu kitap, alanında ülkemizdeki ilk çalışma niteliğine sahiptir.

    Kökeni, kaynakları, ana temaları, diğer dünya mitolojileriyle ilişkileri ve daha birçok özellikleriyle İran mitolojisini konu alan bu kitap, alanında ülkemizdeki ilk çalışma niteliğine sahiptir. Eserde, değişik bakış açılarıyla mitolojinin genel tanımı, mitoloji türleri, kökeni, mitlerin yorumlanması, işlevleri, dünya görüşleri, mitolojinin kahramanlık anlatıları ve efsanelerle ilgisi, benzerlik ve farklılıkları gibi konulara yer veren giriş bölümünden sonra asıl konuya geçilir. İran ulusu konusu ele alınarak, İranlıların ataları Aryalara, dinsel inanışlarına, tanrılarına, geleneklerine, mitsel değerlerine ve İran ulusal tarihine yer verilir. Devamında da Eski İran'da dinler, Zerdüşt ve öğretisi, Zerdüşt inanışının temel öğeleri, Zerdüşt'ün kutsal kitabı Avesta, İran mitolojisinde dönüşüm evreleri, İran mitolojisinin kaynakları, İslam öncesi ve sonrası kahramanlık anlatıları, ulusal, dinsel, tarihsel kahramanlık anlatıları, İran mitolojisine yer veren tarih kaynakları, Zerdüşt mitolojisi; mitolojinin diğer dallarla ilgileri, İran mitolojisinin ana temaları ve bu konularla ilgili birçok ayrıntıyı ele almaktadır.

  • image

    Ardavirâfnâme

    Ardavirâfnâme Sasanîler döneminde yaşamış ünlü Zerdüşt din adamı Ardavirâf'ın cenneti de içine alan öteler dünyasına seyahatini, cennet, cehennem, berzah seferini konu alan Pehlevice kaleme alınmış son derece önemli bir eserdir.

    Ardavirâfnâme Sasanîler döneminde yaşamış ünlü Zerdüşt din adamı Ardavirâf'ın cenneti de içine alan öteler dünyasına seyahatini, cennet, cehennem, berzah seferini konu alan Pehlevice kaleme alınmış son derece önemli bir eserdir. Ardavirâf, Pehlevî rivayetlerinden anlaşıldığı kadarıyla bilge mubedler ve sufî din adamları arasında yer almaktadır. Farsça kaynaklarda onun peygamber olduğundan da söz edilmiştir. Miracnâme-yi Ard?vir?f adıyla da anılan orijinal metni Pehlevî dilinde kaleme alınmış olan eser, İslam inanışındaki birtakım değerlerle benzerlik göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Dil özelliklerinin yanı sıra dini ve tarihi önemi de oldukça büyüktür. Bu yüzden ünlü batılı araştırmacılar tarafından üzerinde çalışmalar yapılmıştır. İskender Avesta ve Zend'i yakınca temel dini kaynaklarını kaybeden İrânşehr halkı dini gerçekleri yeniden öğrenmek amacıyla Ardavirâf'ı ruhlar alemine gönderir. Ruhu Çinvâd Köprüsü'nden geçtikten sonra Surûş ve Tanrı Azer onu ellerinden tutup "Arâf"tan geçirir. Önce cennetin tabakalarını tek tek gezip Hürmüz'ün makamına varan Ardavirâf daha sonra cehennemi ve cehennemliklerin durumunu görür. Günahkârların, yaptıkları karşılığında verilen cezaları nasıl çektiklerini izler. Yedi gün yedi gece boyunca süren bütün bu geziden sonra Surûş ve Tanrı Azer onu yine Hürmüz'ün huzuruna getirir. Hürmüz ona "Cehenneme düşmemek için doğruluk ve dinin yolundan gitmelerini" emreder. Ardavirâf, insanların dünyasına döndüğünde bu gördüklerini anlatır ve bilge bir katip de bütün anlatılanları yazıya geçirir.

  • image

    İran Edebiyatı

    İran tarihi, uygarlığı, dilleri ve edebiyatını konu edinen çalışmalar, genellikle 'İslamiyet öncesi' ve 'İslamiyet sonrası' olmak üzere iki ayrı dönemde ele alınır.

    İran tarihi, uygarlığı, dilleri ve edebiyatını konu edinen çalışmalar, genellikle 'İslamiyet öncesi' ve 'İslamiyet sonrası' olmak üzere iki ayrı dönemde ele alınır. İslamiyet öncesi dönem, Medler, Ahamenişler, Selevkiler, Eşkaniler ve Sasaniler hanedanlarının isimleriyle adlandırılır. Bu hanedanların her biri, kendi dinsel inanışlarıyla birlikte, dillerini ve edebiyatlarını oluşturma çabası içinde olmuşlardır. Bu hanedanların tarihi, hiç kuşkusuz Farsçanın geçirdiği dönüşümlerin de soluk kesen tarihidir. Çoğunlukla, sözlü aktarımlardan ibaret kalan İran edebiyatının örnekleri, günümüze ulaşmanın yollarını az çok bulmayı başarabilmiş; kitabelerin, duvar kabartmalarının, sikkelerin, çivi yazılarının yanı sıra Heredotos gibi tarihçilerin aktarımlarında da kendini gösterebilmiştir. Prof. Dr. Nimet Yıldırım, İran Edebiyatı adlı kitabında -tabiri caizse-iğneyle kuyu kazıyor; okuru, Doğu İran coğrafyasında başlayan edebiyat yolculuğuna tarihsel bir perspektif eşliğinde çıkarıyor. Kaynak kitap olmaya aday İran Edebiyatı'nın, İran edebiyatı tarihi alanında büyük bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

  • image

    Hükümdarlara Öğütler - Nasihatü'l - Mülük

    Sa'dî-yi Şirazî: Şirazlı Sa'dî, Fars edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri ve bir ahlak öğretmenidir.

    Sa'dî-yi Şirazî: Şirazlı Sa'dî, Fars edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri ve bir ahlak öğretmenidir. Fars edebiyatının parlak yıldızlarından biri olan Sa'dî kaleme almış olduğu özellikle Bostân ve Gülistân adlı eserleriyle sadece Farsça konuşup yazanları etkilememiş, dünyanın birçok bölgesinde elden ele dolaşan tercümeleriyle daha yoğun halk kitlelerine ulaşmış, fesahati, belagati, eserlerini kaleme alırken kullandığı dilin akıcılığı ve sadeliği ile şiirleri ve şiir gibi bir dille, secili nesirle kaleme almış olduğu tatlı cümleleriyle insanları âdeta büyülemiştir. Eserlerinde yer alan cümlelerin ve şiirlerin önemli bir bölümü halk arasında özlü sözler, atasözleri, ibretli cümleler olarak dilden dile dolaşmış, günümüzde bile bu etki olanca yoğunluğuyla devam etmektedir. Sa'dî'nin Nasîhatü'l-mülûk: Hükümdarlara Öğütler adlı elinizdeki bu eseri 151 bölümde alabildiğine etkili öğütlere yer vermektedir.

  • image

    İskendername

    İskender gerçekte tarihsel bir kişilik olmasına rağmen, hem daha hayattayken hem de ölümünden sonra onunla ilgili çok sayıda efsane ve mit oluşturulmuş, yarı efsanevi bir kişiye dönüştürülmüştür.

    İskender gerçekte tarihsel bir kişilik olmasına rağmen, hem daha hayattayken hem de ölümünden sonra onunla ilgili çok sayıda efsane ve mit oluşturulmuş, yarı efsanevi bir kişiye dönüştürülmüştür. Bütün bunların yanı sıra İskender'in hayatını ve savaşlarını konu alan İskendernâmelerin yazarları da sözkonusu efsanelere yenilerini ekleyerek ya da var olanları genişleterek mitleri de ekleyerek Makedonyalı genç hükümdarı mitolojik bir kişilik haline getirmişlerdir. Bazı bölümleri ya da tamamı Makedonyalı İskender ya da İskender-i Zülkarneyn ile ilgili olarak kaleme alınmış veya gerçek İskendernâmelerden esinlenilerek yazılmış manzum ya da mensur eserler, İskendernâme adıyla bilinir. Ancak genel anlamda İskendernâme türü eserler, İskender ya da yaygın bir diğer adıyla İskender-i Zülkarneyn hikayesine yer veren eserlerin adıdır.

  • image

    Şahname I

    İran edebiyatının önde gelen şairi Firdevsi'nin İran efsanelerini anlatan manzum destanıdır Şahname.

    İran edebiyatının önde gelen şairi Firdevsi'nin İran efsanelerini anlatan manzum destanıdır Şahname. 30 yıllık bir zaman diliminde yazılan Şahname 10. Yüzyılda kaleme alınmıştır ve yazıldığı döneme kadar süregelmiş İran tarihiyle ilgili rivayetleri içermektedir. Şahname İran'ın islamiyete kadar olan yaklaşık 1000 yıllık dönemini anlatmaktadır. Firdevsi Şahname'yi bitirdikten sonra "Bununla İran milletini yeniden dirilttim." demiştir. Tarih otoriteleri tarafından destan olarak nitelendirilen Şahname'de olaylar masal ve tarih karışımı bir üslup ile anlatılır. 60.000 beyitlik Şahname, Gazneliler'in sultanı Mahmud'a 1014 yılından sonraki bir tarihte sunulmuştur. İran edebiyatının en önemli eseri olarak kabul edilen Şahname sonraki dönemlerde Osmanlı kültürünün de önemli bir parçası olmuştur. Osmanlı hanedanında ve halk arasında "şah­nâmehan" adı verilen kişiler tarafından okunan Şahname, Osmanlı padişahları ile İran kahramanlarını özdeşleştirmişlerdir. Bu sebeple Şahname, Osmanlı hanedanını yücelten önemli eserler arasına girmiştir. Şahname Divan edebiyatının kuruluşunda da önemli etkilere sahiptir. Bazı bölümleri ya da tamamı Makedonyalı İskender ya da İskender-i Zülkarneyn ile ilgili olarak kaleme alınmış veya gerçek İskendernâmelerden esinlenilerek yazılmış manzum ya da mensur eserler, İskendernâme adıyla bilinir. Ancak genel anlamda İskendernâme türü eserler, İskender ya da yaygın bir diğer adıyla İskender-i Zülkarneyn hikayesine yer veren eserlerin adıdır.

Arama Tipi:

Sıralama:

MEVLÂNÂ’NIN DÜNYASI

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Ferîduddîn-i Attâr’dan (ö. 618/1221) sonra Fars mistik şiiri, sınırları kestirilemeyen doruklara doğru tırmanmaya başladı. Bu zirvelerden en yüksek olanına bir tek Mevlânâ Celâluddîn (ö. 672/1273) erişebildi. Onun ardından da bu doruklar asırlar boyu kimselerin erişemediği sadece onun üstün yeteneklerine özgü makamlar olarak kaldı. Mevlânâ Celâluddîn’in gerçekte bütün Müslüman sûfîlerin hayatları boyunca biriktirdikleri bilgiler ve deneyimlerinin bir ürünü olan şaheser yapıtı Mesnevî, sadece fizikî açıdan bile Dante’nin İlahi Komedya’sının iki katı ya da Yunanca İlyad ve Odessa’nın toplamı kadardır. Ancak nitelik açısından bütün dünyada insanlık tarihi bo-yunca yazılmış şiirlerin, bir başka deyişle dünya şiir tarihinin erişilemeyecek en yüksek doruklarında şaşırtıcı bir ihtişam ve göz kamaştırıcı bir görkemle yerleşmiş benzersiz bir ruhanî yücelik ve ululuk göstermektedir. Fars tasavvuf edebiyatının bu eşsiz şaheseri, Dante’nin İlahi Komedya’sından yaklaşık yarım yüzyıl ya da daha az bir zaman önce kaleme alınmıştır.

İRAN MİTOLOJİSİNDE ATEŞ -I-

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

“Âteş” sözcüğü, Avestâ’da; “ātar”, “ātarš” ve “ātarsh”; Pehlevice’de; “ātūr, ātār, ātaxš, ātāsh”; yeni Farsça’da: “âzer/âder”, değişik bazı lehçelerde; “âdîş”, “âtîş” ve “teş” şekillerinde kullanılır.[1] Bu kelimenin kökeni, Sanskritçe’de “alev” anlamını veren “Agni” adındaki ateş tanrısının sıfatı “ādrī” sözcüğüdür. Ateşin ortaya çıkarılması insanoğlunun hayatında en önemli buluşlardan biridir. Özellikle de soğuk iklimlerde ateşin önemi oldukça büyüktür.[2] İki taşın ya da taş ile demirin birbirlerine şiddetle sürtünmelerinden ortaya çıktığına ve bu yüzden taşın ya da demirin içerisinde yer aldığına inanılan ateş, Zerdüşt inanışı gereği kutsanmaktadır. Özellikle Zerdüşt inanırı kızlar, âteşkedelerde hizmette bulunmayı ibadet sayarlar.

ELEST

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Kur’ân’daki Bir ayetten alınmış olan, “ben değil miyim” anlamındaki “elestu”, Farsça’da; “elest” şeklinde telaffuz edilir. İnsanların yaratılmasından önce ruhlar aleminde Allah kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhlarına hitab ederek: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” demiş, onlar da: “evet” cevabını vermişlerdir. Bu gerekçeyle “rûz-i elest: elest günü”, bir bakıma “söz verme günü”, “yemin etme günü” olarak öne çıkmıştır. Söz konusu olay rivayetlere göre; Arafât Vadisi, Arafât yakınlarındaki Vâdî-yi Nu’mân: Numân Vadisi ya da Hindistan’da gerçekleşmiş, ruhlar, Allah’a söz verdikten sonra “cennetlikler” ve “cehennemlikler” diye iki gruba ayrılmışlardır.

EHRİMEN

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

“Angra” + “mainyeva” kelimelerinden oluşan bu bileşiğin birinci parçası; “yok eden”, “eksilten”; ikinci parçası da: “ruh” ve “akıl” anlamlarını ifade eder. “Yok eden ruh”, “kötü akıl” anlamlarını karşılayan bu bileşik daha sonraları “Âhrîmen” ve “Ehrimen” şeklini almış, “kötü akıl” ve “şeytan” anlamlarında kullanılmıştır. Avestâ’da “angra mainyava: kötü akıl, pis akıl” şeklinde geçen bu isim Pehlevî Dili’nde; “Ahrimen”, Farsça’da; “Ehrimen”, “Ehrimen”, “Âhrimen”, “Ehrâmen”, “Ehren”, “Âhrîme”, “Herîmen” biçimleriyle de yer alır. Bütün kötülükler, pislikler, olumsuzluklar, anlaşmazlıklar, kavgalar, karanlıklar, bilgisizlikler ve acımasızlığın kaynağı odur.

KAHRAMANLIK ANLATILARI, EFSANE VE MİTOLOJİ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Hikaye ve rivayet temelli, olağanüstü olaylar ve gelişmelerin, kahramanlık renkleri, ulusal renkler ve temalar taşıyan şiirlerden oluşan kahramanlık anlatıları genelde; hikaye, kahramanlık, ulusallık ve olağanüstülük gibi dört temel niteliği birlikte taşırlar. Kahramanlık anlatısı, geçmişin hayalî tarihidir. Kahramanlık anlatısı içerikli şiirler ulusların daha çocukluk çağlarını yaşadıkları dönemlerini anlatan, tarih ile mitolojinin; hayal ile gerçeğin iç içe olduğu, şairlerin de ulusların tarihçileri olduğu dönemlerin şiirlerdir. Çünkü o çağlarda henüz eleştiri yaygın değildir ve uluslar da geçmişlerini; kendilerini başarıdan başarıya koşturan, belli ölçülerde medeniyetle tanıştıran atalarının, kahramanları ve büyüklerinin tavsiyelerine ihtiyaç duymaktadırlar. Kahramanlık şiirlerinin önemli bir kısmını kişiler ve olaylar oluşturur: kahramanlık şiiri yazan şairin başlıca görevi de bütün incelikleri ve duygusal yönlerini öne çıkararak hem maddi açıdan seçkin ve ilerde bulunan, hem manevi bakımdan güçlü bir insan tipi oluşturmaktır. Çünkü hayal her zaman geçmişte en ideal tipleri arar, akıl ve mantık ise 43.bu nitelikteki örnekleri her zaman gelecekte bulmak ister. Kahramanlık anlatılarının önemli yönlerinden biri de; ulusal değerleri ön plana çıkarmalarıdır. Bir ulusun ütopik tarihsel nitelikli bu kahramanlık metinleri bir gerçekler yatağında gelişmektedir. O da söz konusu ulusun ya da toplumun etik değerleri, sosyal, siyasi özellikleri, dinsel ve düşünsel dünyalarındaki değerler ile inançları temeline dayanır. Elbette burada ulusun o çağlardaki etik algılamaları, insanların düşünce tarzları, hayat ve ölüm hakkındaki düşünceleri oldukça önemli etken faktörler arasında yer alır.

ESKİ İRANDA DİNLER VE DİNSEL İNANIŞLAR I

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Günümüze kadar yapılmış arkeolojik araştırma verileri, bazı Hint-Avrupa kavimlerinin milattan 3.000 yıl öncelerde dünyanın değişik coğrafyalarına yayılmaya başladıklarını ve Asya’nın geniş topraklarında yerleşik hayata geçtiklerini göstermektedir. Birtakım araştırmacılar bu yayılma ve yerleşim merkezlerinin Kuzey Kafkasya olduğu kanısını taşırlarken bazıları da, bu kavimler için belli bir merkezden söz etmeden, Hint-İran kavimlerinin, Hint-Avrupa ailesinin batı kolundan olduğu tezini ileri sürerler. Buna göre; Batıdaki Hint-Avrupalılar, milattan 3.000 yıl önce Yenisei ırmağının yukarısındaki topraklarda, ormanlık bölgelerin üst kesimlerinde yaşamaktadırlar. Bu halkların medeniyetlerinden günümüze sadece kayalıklarda oymuş oldukları mezarları kalmıştır. Bu mezarların bir kısmı tek tek, bazıları da grup mezarlar halindedir.

FARS EDEBİYATINDA TASAVVUF KONULU KAHRAMANLIK ANLATILARI

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Günümüzde araştırmacıların önemli bir kısmı, tasavvufun kökenleri ve temel dayanaklarının ne Hindistan ve ne de Yeni Eflatun felsefesinden alınmadığı, birçok özelliğinin eski İran yöresel mistik anlayışlarından beslendiği kanısındadırlar. Tasavvufun temelinin gerçekte ruhun ilahi kaynağından ayrılması ve her zaman o ayrıldığı yere şiddetli dönme arzusuyla yaşadığı ve sonuçta da onda fenaya erişmeği yok olmayı istediği felsefesinden oluşmaktadır. Mevlana’nın, Mesnevî’nin ilk beyitlerinde anlatmak istediği de budur:

FARS ŞİİRİNDE NİMÂ ÇAĞININ DEVRELERİ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Günümüzde yenilikçi Fars şiiri, hem kalıp ve tarz ve hem de içerik, dil dokusu, bakış açısı, ifade tarzı ve yapısal bakımdan klasik şiirle farklılıklar gösterir. Yeni Fars şiirinin temellerini atan bilindiği gibi Nimâ Yuşîc’dir (ö. 1338 hş./1959). Nimâ, modern Fars şiirinde yaygın olarak bilinen son derece ünlü şiiri “Efsane” (1301 hş./1922) ile İran toplumuna yeni bir anlam dünyasıyla dopdolu dizeler, yepyeni içerikte bir şiir anlayışı sundu. Bu tarz onun duyguları ve düşünce dünyasında uzun yıllar süren olgunlaşma sürecinin sonucu olarak 1316 hş./1937 yılında gerçekte ikinci şiiri, ancak kendi yenilikçi tarzının ilk örneği olarak kabul edilen görece uzunca yazdığı “Ğurâb” adlı şiiriyle daha da olgunlaştı. Söz konusu ünlü şiiri Musikî dergisinin X. sayısında yayınlandı (1318 hş./1939).[1] Bu yol her geçen gün çok daha fazla taraftar bulup genişleyerek, yeni yolcularıyla yoğun kitlelere ulaşıp yeni Fars şiiri tarzı olarak yerleşti. Nimâ Yuşîc zamanla tarzını geliştirdi, bakış açılarını, değerlendirmelerini genişleterek yoğun kitlelere ulaştı.

AHMED-İ ŞAMLU VE Şİ’R-İ SEPîD

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

21 Azer 1304 hş./12 Aralık 1925 tarihinde Tahran’da dünyaya gelen Ahmed-i Şamlû, bir subay olan babasının görevi nedeniyle çocukluk dönemini başta Zahidan ve Meşhed olmak üzere kuzeydoğu ve güneydoğu İran’da geçirdi. Orta öğrenimini programlı bir şekilde yürütemeyen Şamlû liseyi Tahran’da tamamladı.

SÛZENÎ-Yİ SEMERKANDÎ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Özellikle hiciv içerikli şiirleriyle bilinen İranlı şair. Tezkirelerin önemli bir kısmında adı, nesebi ve mahlasıyla daha çok “Şemsuddîn tâcu’ş-şuarâ, Muhammed b. Alî-yi Sûzenî” şeklinde anılan Sûzenî-yi Semerkandî’nin adı bazı tezkirelerde “Mesûd b. Alî b. Süleymân” şeklinde de geçer. “Tâcu’ş-şuarâ” lakabıyla da bilinen, “Sûzenî” mahlasıyla şiir yazan şair, 482/1089 yılında dünyaya gelmiştir. Doğum yeri bazı kaynaklarda Semerkant yakınlarındaki Nesef (Nahşeb), bazılarında da Semerkand’ın Kelâş köyüdür. Bazı kaynaklarda “Emlahu’ş-şuara”, “Fahreddîn Ebubekr-i Sûzenî” olarak da kendisinden söz edilen şairin adı şiirlerinde “Ebubekr”, “Muhammed” ve “Ömer” şekillerinde görülmektedir. Bizzat kendisi Selmân-i Fârîsî’nin soyundan geldiğini söyler ve bazı şiirlerinde “Selmânî” imzasını da kullanır. Suzenî, gençliğinin ilk yıllarında öğrenimini sürdürmek için Buhara’ya gitmiş, Muhammed-i Avfî’nin, Lubâbu’l-elbâb’ındaki efsanevî hikayeye göre; orada bir medresede öğrenim görürken bir iğne ustasının öğrencisine gönül kaptırmış, bu vesileyle bu sanatı da öğrenmiş, şiddetli aşkı onu şairliğe sürüklemiştir. Ancak şair olan ve “Mesûdî” mahlasıyla şiir yazan babasının şiire olan ilgisinden; şairliğinin babasından miras kaldığı ve şair olmasında onun da etkili olduğu anlaşılmaktadır.

SEYF-İ FERGÂNÎ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

İranlı mutasavvıf ve şair (ö. 705/1305 yılından sonra). Mevlânâ Seyfuddîn Ebu’l-Mahâmid, Muhammed el-Fergânî’nin doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Hayatı hakkında kaynaklarda ve kendi dizelerinde fazla bilgi yoktur. VII./XIII. yüzyıl ortalarında Arta Asya’da, Fergana bölgesinde dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Gençlik dönemlerinde vatanından ayrılıp Tebriz’e giderek bir süre orada kalmış, ardından Anadolu’ya gelerek Aksaray’a yerleşmiş, 705-749/1305-1349 yılları arasında bir tarihte Aksaray’da vefat etmiştir. Şiirlerinden, VI./XII. yüzyıl Horasan şairlerinden son derece etkilendiği anlaşılmaktadır. İranlı ünlü şair Sadî-yi Şîrâzî’ye çok yakın ilgi duyan Fergânî, bu şairin övgüsüne yer veren şiirler de yazmıştır.

NÂDİR-İ NÂDİRPÛR

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

1979 devriminden sonra bir süre Tahran’da evine kapanan ve bir tür içekapanık bir hayat yaşayan Nâdir-i Nâdirpûr, o dönemlerde yakın arkadaşları ve dostlarıyla bile çok az görüşüyordu. Çünkü yeni yöneticilerin uygulamalarına ve halk aydınlarının kavgalarına artık dayana-mıyordu. Devrimin gerçekleştiği o günlerde İran kültür ve medeniyetinin, Fars dili ve edebiyatının on dört asır sonra yeniden çok yönlü bir saldırıyla yüz yüze kaldığını açıkça gördüğünü söylüyordu. O dönemler yaşananları görmesi ve bizzat olayların içerisinde yaşamasına rağmen asla ülkesini terk etmek istemiyordu. Celâl-i Metînî’nin de belirttiği gibi; Nâdirpûr, fazla dayanamadı ve sonunda yakın dostlarından birinin yoğun ısrarları üzerine ülkesinden ayrılarak Fransa’ya, Paris’e gitti.

İRAN MİTOLOJİSİ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Mitleri, doğuşlarını ve anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalı olan mitoloji; bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alır. Bir bakıma eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi” yani ilkel insanlar ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Her ulusun mitolojisi; o ulusun tarihi, çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öyküleri, inanç sistemleri, tanrıları, insanları, masalları ve söylencelerini barındırır. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir.

ZERDÜŞT’ÜN KUTSAL KİTABI AVESTA

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Bilge tanrı Ahuramazda’nın İran peygamberi Zerdüşt’e vahyettiği Avesta, İran dilleri ve edebiyatlarının en eski ve en önemli eseridir. Arapların İran’ı ele geçirmelerinden önceki dönemlerde İran’ın resmî devlet dini olan Zerdüştîlik kutsal dinî metinler mecmuası olarak (MÖ. VII. yüzyıl) elimize ulaşmıştır. İran’ın Araplar tarafından ele geçirilmesi (21/642) ve sonra da İran topraklarında İslâm dininin hızla yayılmasının ardından eski dinin inanırları, inançlarını daha özgür ortamlarda yaşamak için zorunlu olarak başka birtakım coğrafyalara giderlerken, İranlı Zerdüşt inanırlarının önemli bir kısmı da Hindistan’a göç etti. Günümüzde de varlıklarını sürdürmekte olan, inanışlarını yaşayarak koruyan ve bugüne kadar getiren Hindistan’daki Zerdüşt inanırları, sınırları belli bir dinî grup oluştururlar.

PERVÎN-İ İ‘TİSÂMÎ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

İran’ın en büyük kadın şairlerinden biri olarak bilinen Pervîn-i İ‘tisâmî, 1285 hş./1906 yılında Tebriz’de dünyaya geldi. “İ‘tisâmu’l-mulk” lakabıyla bilinen İran’ın ünlü yazarları ve bilginleri arasında yer alan Babası, Mîrzâ Yûsuf Hân İ‘tisâmî (öl. 1316 hş./1937) o dönemler edebiyat konulu önemli yayın organlarından Bahâr dergisinin editörü olması, öte yandan önemli Arapça ve Fransızca eserleri Farsça’ya çevirmesiyle bilinmekte, İran gazetecilik ve bilim dünyasında önde gelen bir kişilik olarak edebiyat çevrelerince iyi tanınmaktaydı. Maliye çalışanlarından olan büyük babası Tebriz’e gelip yerleşmiş, Pervîn-i İ‘tisâmî’nin babası da burada dünyaya gelmişti. Arapça ve Farsça’yı, özellikle Farsça ve Arapça dilbilgisi ile temel edebiyat bilgilerini babasından öğrenmeğe başlayan Pervîn altı yaşlarından itibaren içlerinde babası ve başta Meliküşşuarâ Bahâr (ö. 1330 hş./1951) olmak üzere ünlü şahsiyetlerin yer aldığı bilim ve edebiyat çevreleriyle olan yakın ilişkilerinden dolayı özel hocalardan da ders alarak kendisini yetiştirme imkanı buldu. Çocukluk yıllarında boş vakitlerini oyundan daha çok okumayla geçiren Pervîn on bir yaşlarında Firdevsî (ö. 411/1020), Menûçehrî-yi Dâmğânî (ö. 432/1040), Nâsır-i Husrev (ö. 481/1088), Enverî (ö. 583/1187), Nizâmî-yi Gencevî (ö. 619/1222), Mevlânâ Celâleddîn (ö. 672/1273) gibi ünlü Fars şairlerinin şiirlerini okuyordu.

FEYİZ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

“Feyz”, çoğulu “fuyûz”, “efyâz”: “suyun çokluğundan dolayı çay gibi taşıp akması, akacak kadar çoğalması; suyun artarak akması; yukarıdan aşağıya doğru akış; ırmağın dolu dolu akması; kabın dolması; sırların artık saklanamayacak kadar çoğalması, birinin sırları içerisinde saklayamayıp dışarı vurması; ölmek, ruhu teslim etmek; sırrın açığa çıkması ve yayılması; haberin yaygınlaşması; gözyaşının akması; mecazî olarak: cömertlik, bahşiş, karşılıksız verme; lütuf; çoğalma, akan gür su; hızlı giden at” gibi anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Aynı kökten “istîfâz: haberin yayılması”, “müstefîz: yayılmış haber” anlamlarını ifade eder.

ZERDÜŞT VE ÖĞRETİSİ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Zerdüşt’ün (Grekçe: “Zoroaster”) reformunu belli bir zaman içine yerleştirmek zordur. Doğu İran’da bir bölgede yaşamış olan Zerdüşt, esasında bir reformcudur. Zerdüşt’ün esas mesajı, daha önceki dinsel tecrübeye birçok şekilde muhaliftir: Zerdüşt, kanlı kurban­ları ve panteonun total bir değişimini öneren “haoma” uygulamasını red­dederek “monoteist” ve “düalist” olmuş, yeni dinin evrimi daha sonra karakter değiştirmek suretiyle genel olarak Zerdüştlük/Zoroastrizm adını almıştır.

MELİKÜŞŞUARÂ BAHÂR

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

1265 hş./1886 yılında Horasan eyaletinin merkezi Meşhed kentinde dünyaya gelen “Melikuşşuarâ” lakaplı, “Bahâr” mahlaslı şair, yazar, gazeteci, siyaset adamı ve araştırmacı Mîrzâ Muhammed Takî’nin, çocukluk ve gençlik dönemleri; Şiîlerin sekizinci imamı, İmam Rızâ’nın (ö. 203/819) kutsal makamı “Astân-i Kuds-i Razevî” civarında geçmiştir. Ataları, Kaçar egemenliğinin (1200-1344/1786-1926) ilk dönemlerinde Kaşan’dan göç ederek Horasan’a yerleşmiş olan Muhammed Takî’nin baba tarafından soyu Feth Alî Şâh (eg. 1212-1250/1798-1835) dönemi ünlü kaside ustalarından Mîrzâ Ahmed Sabûrî-yi Kâşânî’ye (ö.1229/1811) varmaktadır. Bu nedenle de babası “Sabûrî” mahlasıyla bilinir. Dört yaşında ilköğrenimine başlayan Muhammed Takî, altı yaşında Farsça’yı ve Kur’ân’ı iyi düzeyde öğrenmişti. Çocukluk döneminden başlayarak Astân-i Kuds’un meliküşşuarası, Horasan’ın ileri gelen kişiliklerinden olan babası Muhammed Kâzım-i Sabûrî[1] yanında edebiyatla tanışıyor, kültürel bilgiler alıyor, şiir öğreniyordu.Yedi yaşından itibaren babasından Şahnâme okumaya başladı ve ilk şiirini bu dönemde yazdı. Daha sonra babasından aldığı eğitim yanında öğrenimini dönemin ünlü kişikleri ve şairlerinden Edîb-i Nîşâbûrî olarak bilinen Mîrzâ Abdulcevâd’tan (ö. 1305 hş./1926) çeşitli konularda eğitim görerek tamamladı. Babasının ölümünde (1283 hş./1904) on sekiz yaşında olan Muhammed Takî’ye “Meliküşşuaralık” makamı ve unvanı Muzafferuddîn Şâh (eg. 1275-1285 hş./1896-1906) tarafından verildi.

FİRDEVSÎ VE ŞÂHNÂME

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

İran’ın en büyük şairlerinden biri, İran millî tarihî, mllî rivayetleri ve kahramanlık anlatılarını sözlü rivayetlerden derleyerek yazıya aktarmasından dolayı “İran millî şairi” olarak kabul edilen Hekîm Ebu’l-Kâsım Mansûr b. Hasan Firdevsî, Samanîler’in henüz Buhârâ merkezli egemenliklerini sürdürdükleri 329/940 yılında Tûs şehrine bağlı Taberân kasabasının Bâj[1] köyünde dünyaya geldi. Bir köylü çocuğu olan Firdevsî’nin babasının Tûs ırmağından ayrılan Âbrâhe Çayı kenarında bir dihkân/çiftlik sahibi olduğu bilinmektedir.

NEYNÂME

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Ney; “insan-i kâmil: olgun/ergin insan”ı ve “ermiş veli”yi simgeler. Ney’in insan varlığını sembolize edişi ve bu anlamda algılanışı Mevlânâ’dan önce de sûfî çevrelerde yaygın anlayışlar arasında yer alır. Bu bağlamda Şeyh Ahmed-i Gazzâlî (ö. 520/1126), Bevârik adlı eserinde insanın varlığından söz ederken bir yerde onu bu doğrultuda simgesel anlamda kullanır. Aynı şekilde Senâî-yi Gaznevî’nin (ö. 525/1130), Hadîkatu’l-hakîka’sı ile Evhaduddîn-i Razî’nin (ö. 635/1237?), Senâî’nin, Seyru’l-ibâd adlı eserini şerh için kaleme almış olduğu Zeyilde de; “ney”in yanıp yakılması, bütün bunların insanın birtakım halleriyle ilişkileri ve ilginç örtüşmelerine işaretler bulunmaktadır.

İRAN MİTOLOJİSİNDE ATEŞ -II-

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Âteşdân İçerisinde ateş yakılan ve hoş koku yayması amacıyla da üzerine üzerlik tohumu serpilen özel bir kap olan âteşdân, Zerdüştîler tarafından “âferîngân” adıyla da bilinmektedir. Âteş-i Âderân Âteş-i Âderân, Hindistan’da bulunan küçük bir tapınakta yakılan ateşin adıdır. Bu ateş her zaman alevli olarak yanmaz. Mûbedler onun hareminde tanrıya dualar ve yakarışlarda bulunurlar. Âteş-i Âderân, dört ateşten elde edilir. Gerçekte bu ateşler mûbedler, ordu mensupları, çiftçiler ve meslek gruplarından oluşan dört sosyal tabakanın sembolü olarak bilinmektedir. Âteş-i Behrâm Âteş-i Behrâm, Pehlevice eserlerde; “Âtehş-i vehrâmân” ya da “Âtehş-i Verherân/Verherâm” şekillerinde geçer. En büyük, en kutsal ateş ve âteşkededir……

ÇAĞDAŞ FARS ŞİİRİNDE TÜRLER

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Bu dönem şiirinde türler, kullanılış biçimlerinde görülen birtakım farklılıklarla birlikte klasik formların devamı niteliğindedir. Klasik Fars şiir sanatının önemli türlerinden olan, meşrutiyet öncesi Fars edebiyatında (özellikle V-XIII./XI-XIX. yüzyıllar boyunca) bolca örnekleri görülen mustezâd, bu dönemde çok hızlı bir gelişme göstererek en gözde, en çok beğenilen genel kabul gören temel şiir türü özelliğini elde etmiştir. Kaside, Kaçarlar döneminde kazanmış olduğu ilgi ve yoğun beğeniyi artık kaybetmek üzeredir. Ancak bununla birlikte yine de özellikle edebî çevrelerde Edîbu’l-memâlik-i Ferâhânî (ö. 1336 hk. /1917), Edîb-i Pîşaverî (ö. 1349 hk./ 1930) Muhammed Takî-yi Bahâr (ö. 1330 hş./1951), gibi şairlerin eserlerinde görülen temel şiir türlerinden biri olma özelliğini korumaktadır. Ancak hem halk kesimleri hem de halk şairleri arasında artık eskilerde olduğu gibi beğenilen ve istenen bir form olma özelliğini artık kaybetmiştir.

İRAN MİTOLOJİSİNDE SU, SU İLE İLGİLİ KUTSALLAR VE TÖRENLER

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Âb: su sözcüğü, Avestâ’da; “āpī”, Sanskritçe’de; “āp”, Pehlevice’de; “āp”, “āv” , Farsça bazı lehçelerde; “âf”, “âv” ve “ev” şekilleriyle de görülür. Âb kelimesi, Mazdeist literatürde; “Âbân”, “Âbân Yeşt”, “Âbângân”, “Âbrîzân” gibi kelimelerde de yer alır. Suları koruyan melek de, “Apāmnapāt” adını taşır. Yararlı unsurları etkinlikleri oranında kutsayan İranlılar, hayatın temel gerekleri olan bu ögelerin bir özel tanrının korumasında bulunduğuna inanırlar. Su da, bu ögeler arasında yer alır ve Avestâ’da övülüp kutsanır. Ahura Mazda suyu yarattığında, bütün sular Elburz Dağı’nın güney eteklerinden çıkan, içerisinde her biri ayrı özelliklere sahip bin gölün suyunu bulunduran Ferâhkert Denizi’ne doğru akmaya başlar.

ARDÂVÎRÂF VE ARDÂVÎRÂFNÂME

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Mezdiyesnâ inanırları tarafından kutsal, üstün nitelikli, dürüst ve kötülüklerden sakınan bir kişilik olarak bilinen Ardâvîrâf, Zerdüşt geleneğinde büyük mûbedler arasında yer alır. Ardâvîrâf, Mezdiyesnâ din adamları ve mûbedler üst kurulu tarafından seçilerek özel bir görevlendirmeyle dinî konulara ilişkin birtakım bilgiler getirmesi ve dindaşlarına sunması amacıyla metafizik evrenin “cennet”, “cehennem” ve “a’râf” adlarıyla bilinen bölgelerine, bir başka ifadeyle “diriler dünyası”ndan “ölüler diyarı”na gönderilmiş bir kutsal, bir azizdir. Bu öteler yolculuğu, Zerdüşt bağlılarınca son derece kutsanan üç büyük tapınak arasında yer alan Âzerfernbağ Âteşkedesi’nden başlamış ve yine aynı yerde sona ermiştir.

SÎMORĞ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

“Morğ-i morğân: kuşların şahı”, morğ-i fermanrevâ: egemen kuş”, “morğ-i çâreger: çare bulan kuş”, “morğ-i dermânger: tedavi eden kuş”, “sîreng: otuz renk” adlarıyla da bilinen Sîmorğ, bir bakıma “insanın idealleri ve arzularının fizikî yapıya bürünmüş şekli” olarak da kabul edilebilir. Eski İran’da göklere yükselme miti, arzusuna ulaşma, güçlü olma, doğaya egemen olma aracı; İslâm sonrası dönem Fars kültürü ve tasavvuf edebiyatında; “olgun ve ermiş yaratık” şekline dönüşmüş olan Sîmorğ, Ferîduddîn-i Attâr’ın (ö. 618/1221) Mantıku’t-tayr’ında “vahdet-i vucûd”u simgeleyen bir yaratıktır. Fars kültürü ve edebiyatındaki en ilginç, en görkemli ve en değerli semboller ve mitolojik değerlerden biri olan Sîmorğ, önemini uzun asırlar kaybetmemiş, hem eski İran halklarının inanışları ve dinî törenlerindeki yerini korumuş, hem de edebiyatta seçkin ve değerli simgeler arasında geniş kullanım alanı bulmuştur.

AHMED-İ ŞÂMLÛ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

21 Âzer 1304 hş./12 Aralık 1925 tarihinde Tahran’da dünyaya gelen Ahmed-i Şâmlû, bir subay olan babasının görevi nedeniyle çocukluk dönemini başta Zâhidân ve Meşhed olmak üzere kuzeydoğu ve güneydoğu İran’da geçirdi. Orta öğrenimini programlı bir şekilde yürütemeyen Şâmlû liseyi Tahran’da tamamladı. Asıl ilgi alanı şairlik ve yazarlıktı. 1319 hş./1940 yılından itibaren şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınlanmaya başladı.

SİMNÂN

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

İran’da bir eyalet ve aynı zamanda bu eyaletin en önemli yerleşim merkezi olan şehir. Yaklaşık 95.815 km2 alanı, deniz seviyesinden 1132 m yüksekliğiyle Simnân eyaleti, Elburz sıradağlarının güneyinde yer almaktadır. Kuzeyden Mâzenderân; güneyden İsfahan; doğudan Horasan, batıdan da merkez eyaletleri ve Tahran ile çevrelenmektedir. Merkezi Simnân şehri olan bu eyaletin önemli yerleşim merkezleri: Simnân, eyaletin en çok nüfusa sahip şehri Şâhrûd (alanı; 51.419 km2, nüfusu; 219.084); Germsâr ve tarihî geçmişi çok eski devirlere MÖ. 4000-3000 yıllarına kadar uzanan, 11.429 km2 yüzöl-çümü, 77.922 nüfusuyla özellikle Medler ve Ahâmenişler döneminde son derece önemli merkezlerden biri ve çok eski tarihî bir şehir olan Dâmğan’dır. Son yapılanmalarla Simnân eyaleti 4 şehir ve 28 köyden oluşmaktadır. 1377 hş./1998 yılı sayımlarına göre eyaletin nüfusu yaklaşık olarak 258.400’ü kadın 243.077’si erkek olmak üzere 520.000 kişidir. Bu nüfusun 360.000’i kentlerde yaşamaktadır. Simnân halklarının Arya ırkından oldukları ve lehçelerinin de Pehlevî dilinin “Simnân”, “Sengser”, “Şehmîrzâdî” ve “Sorheî” isimleriyle bilinen lehçeler olduğu belirtilir.

RÜSTEM-İ ZÂL

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

İran millî kahramanlık anlatılarının en ünlü karakteri. Bazen adıyla birlikte bir nitelemesi ya da lakabı olarak kullanılan “Tehemten” ile de adlandırılır. “Rüstem” sözcüğü, “reuze” ve “tehem” kelimelerinden oluşmuş bir bileşiktir. “Tehem”; Avestâ ve Eski Farsça’da; “Taxma” şekliyle: “cesur” ve “kahraman” anlamındadır.[1] Rüstem, altı yüz yıl yaşamıştır. Eski İran’da egemenlik sürmüş ünlü hükümdarlardan Keykubâd, Keykâvûs ve Keyhusrev dönemlerinin dünya kahramanıdır. Her üç hükümdarın egemenliğinin de, en büyük dayanağı onun varlığıydı. Akıllılığı ile cesaretini birleştirerek ünlü kişiliğini elde etmiş olan[2] Rüstem, Pehlevî edebiyatında “Rostahm” ve “Rostethem” şekilleriyle de bilinir. “Rüstem” kelimesi, Fars edebiyatında onun lakabı olarak bilinen “uzun boylu”, “iri yapılı” ve “güçlü” anlamlarındaki “Tehemten” sözcüğüyle eş anlamlıdır.[3] Avestâ’da adı yer almayan Rüstem ve adı etrafında çeşitli dönemlerde değişik kişiler tarafından kaleme alınan efsanelerin kaynağı hakkında birtakım tespitlerde bulunmak da İran mitoloji ve hikaye tarihinin en zor konuları arasında yer alır. Bu isim bazılarınca Gerşâsb’ın lakaplarından biridir ve buradan hareketle Rüstem, Gerşâsb’ın kendisidir. Ancak Nöldeke ve Christensen Bu iki isim arasında bir ilgi bulunmadığı kanısındadırlar. Tarihî verilerden anlaşıldığı kadarıyla Rüstem, Eşkânî ileri gelenleri ve kahramanlarından biridir. Millî efsanelere girmesiyle birlikte millî bir kahramana dönüşmüş ve kendisine birtakım olağanüstü efsanevî özellikler verilmiştir.

ESKİ İRANDA DİNLER VE DİNSEL İNANIŞLAR II

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Mani ve dininin ortaya çıkışı, Sasanîler döneminin en büyük ve en önemli dinsel gelişmeleri arasında yer alır. Bu dinin kurucusu Mani, Arsak hanedanına mensup soylu bir aile­nin çocuğudur. Babası Patik, Hemedan’dan Babil’e göç etmiş, burada başkent Stesifon/Medayin’de Sabiî mezhebine girmiştir. Bu olaydan az bir zaman sonra yani MS. 216 yılında Babil’in kuzeyinde yakınlarında bir köyde Mani dünyaya geldi. Mani, hiç şüphesiz dinî öğreniminde bu gnostik mezhepten çok etkilenmiştir. Maniheist edebiyatta açıklanan onun öğretisiyle Sabiî öğretisi arasında çok benzerlikler vardır. Mani çok genç yaşında (12 yaşlarında) gizlice Sabi mezhebinden ayrılarak kendi yolunu tutmuştur. Mani inanışı III. Yüzyılın ilk yarısında tarftar toplamaya ve genişlemeğe başlamıştır.

NÎMÂ ÇAĞININ DEVRELERİ

Prof. Dr. Nimet YILDIRIM
Makale

Yaklaşık olarak elli yedi yıl süren ve “Nîmâ Çağı” olarak adlandırılan bu dönem, zaman açısından kısa ve sınırlı olmasına rağmen, her devresi Fars dili ve edebiyatı üzerinde önemli etkiler bırakan olaylara sahne olması bakımından dikkate değer önemli bir süreçtir. Bu dönemi kendi içerisinde birtakım devrelere ayırarak incelemek daha yararlı o-lacaktır. I. Devre: 1304 hş./ yılında Rıza Şah’ın yönetime gelmesiyle başlayıp 1320 hş. yılına kadar geçen devre. II. Devre: 1320 hş./ yılından 1332 hş. yılında gerçekleşen 28 Mordad ayaklanmasına kadar olan devre. III. Devre 1332 hş./ yılından 1342 hş. 15 Hordad ayaklanmasına kadar. IV. Devre: 1342 yılından 1357 hş. yılındaki İslam devrimine kadar olan dönem……

Diğer Akademik Çalışmalar

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

Akademik Ödüller

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.

  • 2016 2015

    Akademik Ödül

    Akademik ödül içerik yazısı yazılacak.